Bir girdi
olduğunda üretken bir beyinde, çıktı olarak görülecektir değişim ve gelişim.
Önemli olan girdinin ve çıktının ne olduğu ve ne olmadığı bilincinde olmaktır.
Yediklerimize
dikkat ettiğimiz kadar, beynimize de aynı özeni gösterebilelim ki, girdiler ve
çıktılar anlam kazanabilsin. Gönül süzgecinden geçmeyen girdi, düşünce
dünyamızda büyük hasarlara neden olabilir. O nedenle öğrenim ve eğitim
sürecinde, girdinin niceliğinden çok niteliği
öne çıkar. Ucuzcu yaklaşımlara avans vermeden fikir çilesi çekilerek
elde edilecek bize bizlik katacak girdilerin çokluğundan çok
kalitesiyle başımız ağrısın… Bu bize sonrasında huzur verecek tek çıkar yol…
Yoksa takıntılar haline gelen girdiler, bizi bizden koparan çıktılar haline
dönüşür.
Beden ve ruh
sağlığımızın korunması, takıntıları takıntı haline getirmemek ölçüsünde gizli…
Her konuda ve durumda hangi sorun-çözüm kapısından girdi-çıktıdan ziyade, hangi
hedefe ulaşılabildi kaygısını yaşamayı düşünmemiz ve uygulamamız yerinde olur
sanıyorum. Çıkmamak üzere girmek, girmemek üzere çıkmak ise, sorunun bir başka
boyutu…
Hastalık
haline gelen bir takıntı: Girdi mi? Çıktı mı? Okuyansak-dinleyensek, bu bir
girdi; yazansak-anlatansak, bu bir çıktı. Ya sadece okur-yazarsak? Artık zamanı
gelmedi mi, kültür ve uygarlık yolunda yol almanın?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder